Yoğun ama keyifli bir programdır. Avrupa birliğinin merkezini oluşturan beş ülkeden geçilen turda güzergâhın kaçırılmaması gereken en önemli bölg...
Sabah Koh Lanta'da uyanınca otelden adayı gezmek üzere çıkıyoruz ama Murat'ın durumu kötü. Gözlerinde çok fazla kanlanma ve ağrı var. Ya bir önceki gün motor sürerken gözlerine Bir şey kaçtı, ya da sivrisinek ilacı sürdükten sonra ellerini gözüne dokundurdu. Motor kullanmakta zorlanıyor.
Adanın doğu kıyılarında kısa bir tur attıktan sonra limana geri dönüyoruz ve motorlarımızı iade ediyoruz. Daha sonra dolmuşla Krabi havaalanına geçip oradan da Bangkok'a uçuyoruz. Bu tarz seyahatlerde son anda program değiştirmek maliyetleri arttırıyor. Bu sefer uçağa kişi başı 150 dolar ödemek durumunda kaldık.
Bangkok'ta programım oturmaya başladı. Gder gitmez otelin altındaki acenteye pasaportumu bırakıyorum Laos vizesi için. Murat bana alışveriş noktalarını gösterecek, benim de bu sefer yeni açılacak hostelimiz için ciddi alışveriş yapmam gerekiyor. Bunun dışında da şehir gezilerimi gerçekleştireceğim.
Varışımız akşamı bulduğu için otelde dinleniyoruz ve akşam Khao San'da takılıyoruz. Sabah kalktığımda ise hedef sarayı gezmek. Yola çııktığımda br türlü tuktuklara iistediğim rakamı kabul ettiremiyorum. Mesafe uzak değil zaten yürümeye karar veriyorum. Hem fotoğraf çekerim hem de insanlarla muhabbet ederim düşüncesindeyim.
Çok fazla yaptığım bir hata değil ama yolda basiretim bağlanıyor. Parkta karşılaştığım ve öğretmen olduğunu söyleyen bir adamla muhabbet ederken bana Bangkok'ta fuar olduğunu anlatıyor ve görrmem gerektiğini söylüyor. Ben bakarız diye adamdan kurtulmaya çalışırken yanımıza bir tuktuk söförü geliyor ve bir anda karambolde anlaşmak durumunda kalıyorum. 50 bahta üç adımlık mesafeyi gitmeyen adam 10 bahta şehir turu atıracak...
Tüm turistlere attıkları kazıkda olduğu gibi “Şanslı Budha” tapınağına götürecek sonra da fuar bölgesini gösterecek bana da. Esasında başıma gelecekleri bilmeme rapmen gene de biniyorum araca ve şanslı Budha'ya gidiyoruz. Orada bari fotoğraf çekeyim derken başka biri yaklaşıyor ve konuyu Bangkok fuarına getiriyor. Adamdan kurtulmak namümkün. 20 dakika kadar Bangkok fuarının önemini bana anlatıyor ve zar zor ayrılıyorum yanından. Gerçekten çok organize çalışıyorlar. Muhtemelen dükkanların belli bölgelere yerleştirdikleri adamları bunlar.
En sonunda “Fuar” alanına ulaşıyoruz. Fuar dedikleri bizim bildiğimiz ufakça bir dükkan. İçeride hemen ülkede tekstilin öneminden ve herkesin takım elbise yaptırması gerektiğinden bahsediyorlar. Göz var nizam var diyesi geliyor insanın, kıyafetlerime baksa alma ihtimalim olmadığını görür ama makine gibi ezberden bana anlatıyorlar. En sonunda lanet olsun diye 4 euroluk bir sabun alıp oradan kaçıyorum.
Çıkışta tuktukçu ağlayan gözlerle ne olu bir yere daha götüreyim benzinimi bedavaya getiriyorlar diye ısrar ediyor. Almayacağını biliyorum sadece 10 dakika takıl diyor. İnsanın basireti bağlanmaya görsün. Gene acıyorum adama v tamam diyorum. İkinci dükkan gene aynı şeyler. Bu seferki adamlara ben Türk tekstili üzerine söylev atıyorum ama nafile fiyatlar Türkiye'den çok uygun değil ama laf anlamıyorlar. Tam 10 dakika dolunca ben çıkıyorum diyorum ama bu sefer adamlar ters davranmaya başlıyorlar ve sinirlendiriyorlar beni.
Tuktukçunun gözünü para hırsı bürümüş. Buradan benzin fişi vermediler çok yol yaptım ağlağı var sırada. Çocuk daha 17 yaşında, gerçekten insanın içini acıtacak bir mahsun görüntüsü var. Bir tane daha dükkan yapmak istiyor ama ben artık bunaldım. Beni Khao San'a götür diyorum biraz sertçe. Utanmadan bir de karakter atıyor, beni götürüyor ama surat bir karış. Yarın günümü 20 cente tur yapacağım diye 4 euroluk sabun alarak heba ettim böylece.
Öğleden sonra Murat'la buluştuk. Benimle dalga geçiyor. Beraberce çıkıp sadece haftasonları kurulan “Chatuchak” pazarına geçiyoruz. Pazar alışverişi sevenler için cennet olsa gerek. Bizim Kapalıçarşının birkaç katı büyüklüğünde bir alanda kurulmuş. Aklınıza gelebilecek herşeyi bulmanız mümkün ve muhtemelen de çok ucuz. Muhtemelen dedim çünkü hem sıcaktan, hem de ortamdan bunalıyoruz. Ben daha fazla ödeyip alışverişi kıssa bitirmeyi sevenlerdenim.
Bir sonraki durak elektronik çarşısı. Burada elektronik genelde ucuz ama Türkiye'de de fiyatları bilmek gerek. Bilgisayarlarda ucuz fiyatlar gördük ama fotoğraf makinelerinde uçuk rakamlar salladılar. Daha sonra Siam meydanındaki modern alışveriş merkezlerine gidiyoruz. Burada Murat son alışverişlerini yapıyor. O artık zengin bitli olmuş. Gene parmak arası terlik, gene sırt çantası ama markası North Face...
Khao San Road'a döndüğümüzde bana Eskişehir'deki Varuna kafelerde gördüğüm ve çok hoşuma giden bazı malzemelerin yerlerini gösteriyor. Bazı konularda bende ondan fikir alıyorum İstanbul'daki hostele. Bu arada yolu eskişehir'e düşenlere tavsiye ederim Varuna mekanlarını. Gerçekten çok hoş ortamlar yarattılar orada.
Alışveriş olayı bittikten sonra gündüzleri Murat'la ayrılıyoruz. O defalarca Tayland'a geldiği için benim turistik gezilerime katılmıyor. Ama yıpranan gene ben oluyorum. Her gece sabah 5'e kadar içiyoruz sonra o öğlene kadar uyuyor, ben sabahın köründe kalkıp koşturuyorum.
Bu seferki program bir önceki gün gezemediğim Büyük Saray ve Wat Pro. Bu sefer şanslıyım otelden çıkınca adam gibi bir tuktukçu denk geliyor. Kısa bir pazarlıkla saraya kadar anlaşıyoruz. Adam senelerdir işin uzmanı olmuş. Benle gel sarayı boşver seni bedavaya şehri gezdireyim diye dalga geçiyor. En azından mantıklı şanslı budaya bile götürmem sadece tüm dükkanları gezdiririm diyor.
Büyük saray gezilirken sıkı kıyafet kuralları var. Bende hazırlıklı olarak bermuda Pantolon giymiştim ama yetmiyormuş. Neredeyse herkese olduğu gibi bana da kapıdan kıyafet giydirtiyorlar.
Çıkışta hedefim Wat Pro. Yolda gidene kadar işkence çekiyorum tuktuklardan. Her önüme gelen Wat Pro kapalı 3'ten sonra açılacak diyor. Neredeyse şüpheye düşeceğim. Yolda yürüyenlerin büyük bir kısmını ikna etmeyi başarıyorlar. Çoğu “Şanslı Budha” görmeye gidiyor. Ben azimle kapıya kadar yürüyorum ve kapı açık. İki günlük emeğimin karşılığını alıyorum. Şehrin en önemli tapınağını gezdikten sonra nehir kıyısına geçip güzel bir kahve içiyorum ve oradaki teknelerle karşı kıyıdaki, şehrin 9 ana tapınağından biri olan Wat Arun'a geçiyorum. Bangkok'ta ciddi gezileri yol sonuna bırakmıştım esasında ama program da iyice hafifliyor böylece.
Wat Arun'dan Khao San'a nehirden tekneyle dönüyorum. Otele dönmeden önce bir sonraki akşama tren biletimi alıp Ayuthaya turunu da satın alıyorum. Program şekillendi biraz. Chang Mai trenim salı gecesi. Sabahtan Eski başkent Ayuthaya'yı gezip dönüşte Laos vizesi için veriğim pasaportumu alacağım ve kuzeye doğru yola çıkacağım.
Ucuz etin Yahnisi – Ayuthaya
Murat'la son gecemizi Khao San'da değerlendirdikten sonra sabah otelden tur için ayrılıyorum. Bu sefer rehber konusunda şanssızım. Gelenin yakasında kokart olmasa kesinlikle kaçak rehber derdim. İnanılmaz kötü bir ingilizce ve sıfır bilgi. Tüm gün programımız sadece fotoğraf molasıyla geçiyor. İngilizcesi kötü ama bilgisi düzgün olsa gene idare ederdi ama bu kabus. Rehbersiz Truva'yı gezmek gibi bir şey oldu bu. Tabiki suç bende ucuz olsun diye Khao San'dan 12 euro'ya yemek dahil tur alırsam başıma gelecek bu olur...
Günün tek hoş anısı yan araçta tanıştığım Türk bir çift oldu. İlk gittiğimiz tapınakta dikkatimi çektiler. Volkan SPK'da çalışmaktaymış ve Esra ile birlikte 10 günlüğüne gelmişler Tayland'a. Volkan rahiplerin fotoğrafını çekebilmek için önce muhabbet etmeye çalışıyordu. Hem vücut dilinden, hem de ingilizce aksanından tahmin ettim ve bir sonraki molada Türk müsünüz diye sordum. Önce şaşırdılar biraz ama gün içinde molalarda güzel sohbetler ettik.
Tur dönüşü esas şoku yaşıyorum. Tarihte Laos'dan da vize alamayan tek Türk ben oldum. Muhtemelen Vietnam'la olan gerginlik buraya da sıçradı. Çok sinirim bozuk. En çok koyan olay gezememek değil. Bir şekilde gelirim gene buralara. Ama dünyanın gözünde Amerika'nın maşası olarak görülmek bir Türk olarak içimi acıtıyor. Gerçi başka sebeplerde olabilir ama ben Türk'üm emin olmadan da fikir yürütürüm. Bu olayların benzerlerini çok gördüm bu tarikat okulları yüzünden.
Birşeyler atıştırıp Chiang Mai trenine gidiyorum. Tren 4 saat rötarlı kalktı. Persınel tam turistik ortam havasında. Yılışıklık had safhada ama yapacak Bir şey yok bir gece çekeceğiz bunu da. Allahtan yan ttarafta oturan fransızlar çok eğlenceli, zaman güzel geçiyor.
Abdelhakeem (kısaca Apo dedim kendisine) ve Sophie İngiltere'de yaşıyorlar. Manş tünelini geçen trende restoran vagonunda çalışıyorlarmış ve kuzeyden başlayıp Malezya'ya inen bir program yapmışlar bir aylığına. Apo ile hemen restoran vagonuna geçip bira ve sigara içmeye başladık. Kısa sürede tanıdım ama muhtemelen denk gelirsek görüşmek isteyeceğim insanlardan olacak.
Tüm tersliklere rağmen son programı değiştirmeyeceğim. Yarın sabah Chiang Mai'ye varınca bir gece kalıp Pai ve Mae Hong Son'a geçeceğim ve Pazar günü festival için Chiang Mai'ye geri döneceğim. Daha sonra kuzeyden Laos sınırını zorlamayı düşünüyorum. Normalde kapıdan vize alınıyor ama alamazsam ne yapacağım belli değil...
![]() |
|||||
|
|||||
| Galerinin Tüm Resimlerini Görmek İçin Tıklayın! |
| Canan Kocaman diyor ki; |
| Tulga,
Aynı dönemde Bangkok deneyimi yaşamışız. Tai masajı yaptırmadan dönmen büyük kayıp. Hijyenik ve güvenilir bir mekan olan Perchada\'yı öneririm gidenlere. Bangkok\'daki Seafood restorant müthiş bir lezzet durağı (sloganı If it swims we have it). Rose garden (fil gösterisi), Damnoek Soduak Floating market, teak ağacı fabrikası görülmeye değer. Ucuz pazar olarak Pathpong\'u önerebilirim. |
| 08-11-2009 |
Buradan tulgaozan.com bültenine kaydınızı yaptırarak sitenin tüm güncellemelerinden haberdar olabilirsiniz.

