Yoğun ama keyifli bir programdır. Avrupa birliğinin merkezini oluşturan beş ülkeden geçilen turda güzergâhın kaçırılmaması gereken en önemli bölg...
Bazen insanların hayatında her şeyin ters gittiği günler vardır ve hemen bitsin istersiniz. Sanırım bugün de benim için öyle bir gün oldu. Sabahtan beri bazı şeylerin ters gideceğini hissediyordum zaten. Dün gece içtiğim enerji içeceklerinin etkisiyle sabaha kadar uyuyamadım ve bir buçuk saatlik sızma neticesinde ayağa kalkınca tekrar yaptığım ilk şey enerji içeceği içmek oldu. Kafein yüklemesinin getirdiği gerginlikle otelden ayrılıyorum.
Çıkmadan önce resepsiyondan Uş'a giden ve bizdeki dolmuşların karşılığı olan taksilerin durağını sorduğumda gene cevap veremiyorlar. Acaba kötü niyet var mı diye düşünmeye başladım artık. Buraya gelen turistlerin gidebileceği üç yön var zaten ve bu soruyu soran ilk turist olmam gibi bir ihtimal de yok. Bilmiyor olsalar dahi öğrenmiş olmaları gerekiyor. Resepsiyondaki kızla cebelleşirken arkamda sıra bekleyen bey yardımcı olmaya çalışıyor. Konuşurken Türk olduğumu öğrenince çok şaşırıyor. Meğerse o da Türk'müş ve Kazakistan'da iş yapmaktaymış. Bana uçakla gitmemi tavsiye ediyor. Esasında haklı. 10 saatlik mesafeyi uçakla 45 dakikada gidebiliyorsunuz. Aradaki fark ise hiç önemli bir rakam değil. Ama ben karadan gidip Orta Asya steplerini görmeyi kafama takmış durumdayım. Teşekkür ediyorum ve otelden ayrılıyorum.
Gene Ukraynalı bir taksici seçtim. Arabaya binerken fiyat dahi sormuyorum. Tacik konsolosluğuna gelince bana söylediği rakam olması gereken fiyat. Kapıda bekle 10 dakika içinde vizemi alıp çıkarım diyorum. Kendime güvenim tam. Konsolos daha gelmemiş, işim uzayacak. Adamı bekletmemek için yolluyorum. Konsolos hemen arkasından geliyor. Kapıda sıra bekleyen bir İspanyol ve bir Koreli çocuk var. İspanyol olan çok sevimli. Granadalı imiş. Endülüs'ü beraberce yâd ediyoruz. Altı aydır yollardaymış. Bisikletle dünya turuna çıkmış. Benim bugün yapmayı düşündüğüm yolu 15 günde tamamlamayı hesaplıyor. Dağların zor olduğunu duymuştum ama yol beklediğimden daha çetin muhtemelen.
Xavier bu Tacik vizesini almak için 10 gündür uğraşmakta. En son konsolosluktan davet mektubu alması için onu bir acenteye yönlendirmişler. Komik bir olay. Tacik vizesi almanız için ülkeden bir kurumun sizi davet etmesi gerekiyor. Uçak ve otel rezervasyonu ise yeterli değil. Bu işi yapan seyahat acenteleri var. 25$ karşılığında size davetiye yolluyorlar. Benzer uygulamalar Küba'da da başıma gelmişti. Saçma buluyorum bu mantığı. Bana soruyor Xavier davetiyem var mı diye. Tabi ben sormuşum iki gün önce, rahatım. Ben Türküm bizim buralarda sorunumuz yok diye ukalalık yapıyorum. Sıra bana geldiğinde ise şok. Kadın davetiye mektubu var mı diye soruyor. Daha Pazartesi konuşmuştuk. Hiçbir şekilde ikna edemiyorum. Gerçi ikna yolu belli ama ortam müsait değil. Muhtemelen rüşvet bekliyor. Ama arkamda bu kadar adam beklerken benim bu riski almam söz konusu değil. Taşkent'te hallederim diyorum ve hemen ayrılıyorum konsolosluktan.
Bir taksiye atlayıp Uş pazarı diye adlandırılan bölgeye gidiyorum. Sabah otelde tanıştığım Atalay Bey tarif etmişti. Buradan kalkarmış araçlar. Taksiden daha inmeden şoförler etrafımı çeviriyorlar. Ben kurnazlık yapıp daha hiç müşterisi olmayan araçla pazarlığa girişiyorum. Derdim önde oturmak. 10 saatlik bir mesafeyi arka koltukta üç kişi sıkışarak geçirmek mantıklı değil.
Benim şoförün ismi Yaman. Ağırkanlı bir tipi var. Pazarlığımız çok kısa sürüyor. Bana 1200 Som fiyat çekiyor. Ben dün karşılaştığım iki İngilizlin 1000 som karşılığında bu yolu kat ettiklerini biliyorum. Pazarlıkta aynı rakama gelmek için arkadaşlarımın 700'e geldiğini söylüyorum ve Yaman hemen benim rakamı kabul ediyor. Beklediğimden kısa sürdü pazarlık ama işi garantiye almak lazım. Varınca öderim diyorum ve onu da kabul ediyor.
Bundan sonraki üç saat aracın dolmasını beklemekle geçiyor. Bütün araçlar doldu ve gitti. Tek kişiye ihtiyacı olan şoförler gelip beni kandırmaya çalışıyorlar ama ben her seferinde olmaz diyorum benim araç da kalkacak diye. Ama ne zaman sorsam her seferinde Yaman bana 5 dakikaya kalkıyoruz diyor. Başlangıçta en geç dokuzda Uş'ta oluruz derken sonlarda on birde otele girersin demeye başladı ama bana inandırıcı gelmiyor. Gerçi beklemek de iyi geldi. Bütün bu süreç boyunca konsolosluktaki kadın hakkında dağarcığımda ne kadar "iyi niyet temennisi" varsa telaffuz ediyorum. Etraftakiler kendi kendime konuştuğum için garip garip bakıyorlar ama boşuna bir gün kaybettiğim için sinirliyim ve şimdi koşturmak zorundayım. Bir gün Uş'ta, bir gün ise Kokand'da kalmayı düşünüyordum ama Taşkent'e hafta sonundan önce yetişmek zorundayım artık vizeye başvurmak için.
Araç öğlen birde hareket ediyor. Benim dışımda Alim isimli yirmi üç yaşında bir un tüccarı, Hacer isimli bir kız ve Kore kökenli bir adam var. Koreliyle hiç konuşmuyorum. Gecikme nedenlerimizden biride o. Evden eşyasını alacak diye kırk beş dakika adamı bekledik ve geldiğinde özür dahi dilemedi.
Yola çıkınca biraz rahatlıyorum. Altay dağları muhteşem. Çok çetin bir yol var. Aklıma sürekli İspanyol Xavier geliyor. Türkiye'den geçerken arasın diye telefon numaramı ve mail adresimi vermiştim ama kış da yaklaşırken bu dağlardan nasıl geçebileceği şüpheli. Yol boyunca her yerde yurtlar var. Kırgız Altaylarında hala göçebe yaşama devam eden çok Türk yaşıyor. Araba ilerlerken elimden geldiğince fotoğraf çekmeye çalışıyorum. Durma şansımız fazla yok. Zaten çok geç çıktık ve Yaman kötü bir sürücü. Her beş yüz metrede bir radar var neredeyse. İlk başta şaşırıyorum ama sonra hak veriyorum. Radarın olmadığı her yerde kaza görüyorum. Araba sürmeyi hiç bilmiyorlar.
Fergana dağlarına geldiğimizde yemek molası vereceğiz. Tabii klasik kaptan davranışları, sigara almak için dahi kendisinin avantası olmayan hiçbir yerde durmuyor Yaman. Yemek için durduğumuz yer ise çok fena durumda. Arabadan inince sinek ordusunun saldırısına uğruyorsunuz. Tuvalete gittiğimde ise yemek yemekten kesinlikle vazgeçiyorum. Tuvalet dedikleri yer hemen mutfağın yanı. Birbirine çapraz şekilde konmuş iki kalastan ibaret ve aradaki boşluktan son üç ayda yapılmış tüm büyük tuvaletler görülüyor. Her yer sinek dolu ve burnunuzun direği kırılıyor. Çay içerek geçiştirmek en mantıklısı.
Masaya döndüğümde ise herkes yemek siparişi vermiş ve mönü benim oturduğum yerde duruyor. Mecburen sipariş vermek durumunda kalıyorum. Yazılar gene Kiril alfabesi ve anlama şansım yok. Herkes ne söylediyse ondan getir diyorum. Kavurma tarzı bir yemek geliyor. Sineklerin en az saldırdığı kısımları yiyerek idare etmeye çalışıyorum. Her ne kadar midem sağlam olsa da korkmaktayım. Daha çok yolumuz var ve mideyi bozarsam tuvalet şansı olmayacak.
Uş'a varışımız gece 2 oluyor. Meğerse Yaman daha fazla kazanmak için arabaya kargo almış. Rotamızla alakası olmayan yerlere gidiyoruz ve günün 16 saatini bu arabada geçirmek zorunda kalıyorum. Bu sefer gerçekten sinirliyim. Yaman'a her soru sorduğumda yüzünde saçma sapan bir sırıtma ile merak etme ben seni şehre atarım diyor. Sabah erken kalkmam lazım ve bu gece de uyuyamayacağım.
Günün son bombası varışımızda patlıyor. En son beni bırakacak Yaman. Telefonla oteli ayırtmıştım akıllılık edip. Tam varırken bende ücreti istiyor artık. Bende önceden ayırttığım parasını çıkartıp veriyorum. Olay çıkıyor arabada. Benden 1200 istiyor Yaman. Sabahki konuşmalarımız yokmuş gibi davranmakta. Bir som bile vermeğe niyetli değilim fazladan. Hemen polise git diyorum ama onun yerine şehrin ıssız bir bölgesinde tanıdığı bir otelin otoparkına çekiyor arabayı. Etraf tekin değil, 10 YTL için alınacak bir risk değil bu. Mecburen parayı vermeyi kabul ediyorum ama otele geldiğimde ödemek şartı ile. Ancak aramızda etmediğimiz küfür kalmıyor. Kavga çıktı çıkacak. Anladığım kadarıyla ya benden korkuyor biraz ya da ilk vuran konumunda olmak istemiyor. Kuzey Afrika'da da başıma gelmişti bu yaklaşım.
Kalacağım Hostelin İsmi Osh Guest House. Sadece dorm odalar var ve bir binanın dördüncü katında. Kitapta öve öve bitiremiyorlar. Özellikle sahibi Danyal çok düzgün bir insanmış. Varışımızda gece sorumlusu Ali yola kadar çıkıp bizi beklemekte. Yaman ile arabuluculuk yapacak. Adam utanmadan aldığı paranın haricinde 150 som daha istiyor. Artık gülmeye başlıyorum. Para isteme nedeni fazla kilometre yapmış olmasıymış. Ali de gülüyor. Çok temiz yüzlü bir tip, bir Kırgızın olamayacağı kadar. En sonunda benim artık tahammül sınırıma geldiğini fark ediyor şoför. Hayatında duyabileceği en ağır küfürleri burnunun dibine kadar girip gülerek söylemeye başlayınca hemen arabasına atlayıp gidiyor ama benden yeterince uzaklaşınca camı açıp Rusça bir şeyler söylemeyi de ihmal etmiyor.
Buradan tulgaozan.com bültenine kaydınızı yaptırarak sitenin tüm güncellemelerinden haberdar olabilirsiniz.

