Bir zamanların yasak şehri. Buhara - Özbekistan | Seyyah Notları..

Bir zamanların yasak şehri. Buhara - Özbekistan

  • 2013-9-18 Hindistan Nepal Turum (26 Ocak - 5 Şubat 2014)

    HİNDİSTAN & NEPAL   26 Ocak – 05 Şubat 2014       Farklı dinlerin, farklı dillerin, farklı kültürlerin ve farklı kimliklerin bir arada ahenkle yaş...

  • 2000-1-1 BENELUX - PARIS

     Yoğun ama keyifli bir programdır. Avrupa birliğinin merkezini oluşturan beş ülkeden geçilen turda güzergâhın kaçırılmaması gereken en önemli bölg...

Bu seyahatin en büyük hayal kırıklığı herhalde Buhara olacak benim için. Sanırım gelmeden gözümde fazla büyüttüğüm bir şehir burası. Gerek Burçin ağabey ile konuşmalarımın, gerek diğer gezenlerin anlattıkları etkisiyle burayı içine girdiğimde tam anlamıyla Ortaçağı yaşayacağım bir şehir olarak hayal etmiştim. Tüm gezginlerin hayalini kurduğu Dünyanın en egzotik şehirlerinden birine gidiyorum ama girişte gördüğüm turist kalabalığı sanki bir tatil köyüne gelmiş gibi bir his yaratıyor insanda.

Otelde çantalarımı hazırladıktan sonra İlhom ve Faruk beni almaya geliyorlar. Şark treni ile gideceğim Buhara'ya. Ancak istasyona gitmeden önce beni tekrar Nazım beyle buluşturmak için ofisine götürüyorlar. Artık ikinci bir görüşmeye ihtiyaç yok ama bana tur programlarını ve ellerindeki bazı broşürleri vermek istemekteler. Ben bana en az ağırlık yapacak şekilde sadece programları alıp Nazım Bey ile vedalaşıyorum.

İstasyona vardığımda ise kapıda gene bizi ilk gün götüren taksi şoförü var. Onunla gelmediğimiz için kızgın. Bari trene binme benim taksi ile git Buhara'ya diye ısrar ediyor ama beni sıkmaya başladı bu yaklaşım tarzı. Acaba bu şekilde kimseyi ikna etme şansı olabilir mi diye düşünüyorum ama sanmam. Aklı olan biri bu adamla hiçbir yere gitmez herhalde.

Tren yolculuğu iki saat kırk beş dakika sürüyor Buhara'ya kadar. İstasyon şehre 12 km mesafede bulunmakta. Bunun nedeni ise o dönemki Emir'in politikaları. 1889 yılında kurulan hattı medeniyetle arasındaki bağlar en aza indirgensin diye şehre bu kadar uzakta kurdurmuş. O dönemin ortamı için bu bile başarı tabii ki. Yasak şehir diye adlandırılmasının nedeni ise bir dönemlerin en kapalı toplumu olması. Yüzyıllar boyunca hiçbir yabancının giremediği tek şehir belki de. Gizlice girmeyi başaranlar ise çok iyi Türkçe ve Farsça bilip molla kılığında bölgeye seyahat eden seyyahlar. Tabii İslam felsefesini de çok iyi özümseyip tartışabilme kabiliyeti de gerekiyor. Fransızlarda bu bölgelerde seyahat etmek ile ilgili bir deyim dahi varmış: " Huzurlu seyahat etmek için kurtlar ile beraber ulumayı bilmelisin"diyorlarmış. Başarılı olamayanlar ise bedelini hayatları ile öderlermiş.

Buhara Emirleri 17. yüzyıldan itibaren neredeyse dünya ile ilişkilerini kopartıyorlar. İpek yolu vasıtası ile geçen Müslüman tüccarlar haricinde kimsenin buraya gelme şansı yokmuş. Bunu nedeni ise Rusların Büyük Petro'nun (Deli Petro) politikaları çerçevesinde sıcak denizlere inme politikası ve bölgede gitgide artan etkinlikleri. İzolasyonları öyle boyutlar ulaşmış ki zaman içerisinde, kendileri de dünya hakkındaki tüm bilgileri unutmuşlar denebilir. Sınırları dışında olan gelişmelerden bihaberler uzunca bir süre. Kendi sınırları dışındaki dünya hakkındaki bilgilere ise tüccarların Rusya'dan getirdikleri ilk haritalardan sonra ulaşıyorlar.

Bu izolasyonları belli bir süre ülkeyi korumayı başarsa bile en son olarak Kızıl ordu tarafından ciddi bir şekilde cezalandırılarak 1920 yılında son bulmuş. İlk başta Buhara Halk Cumhuriyeti kurulsa da sonra bu Cumhuriyet, Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine 1924 yılında bağlanmış.

Buhara'nın günümüzde popüler olma nedenleri arasında bu eski dönemin yarattığı hayaller önemli bir yer tutsa da, esas önemli neden şehrin tarihi merkezinin bütünlüğünün Semerkant'a göre çok daha korunmuş olması da önemli. Yapılar birbirine yürüyüş mesafesinde ve az zarar görmüş durumdalar. Ancak Semerkant'taki yapıların yanında oldukça yavan kalmaktalar. Kalon minaresi haricinde beni etkileyen yapı olmadı şehirde.

Buradaki otel rezervasyonumu gelmeden yapmıştım. Muhtemelen kendim gelip pazarlık etsem daha ucuza alırdım odayı ama kazandığım zaman otelden edeceğim kardan daha önemli benim için. Otele girer girmez hemen eşyalarımı bırakıyorum ve resepsiyondan buradaki program için ihtiyaçlarımı talep ediyorum. Birinci günde beni önce havaalanına ve arkasından şehir dışında bulunan, Nakşibendî Tarikatının kurucusu Bahuddin Nakşibendî'nin Türbesi ile Emir'in yazlık sarayına götürecek bir araç kiralıyorum. Fiyat benim için makul, 22 YTL ödeyeceğim. İkinci gün ise bana tam gün şehri gezdirecek bir rehber istiyorum. Bu sefer rehberi Fransızca istedim. Semerkant'taki izlenimlerime göre burada da aynı Türkiye'de olduğu gibi Fransızca rehberlerin daha bilgili ve işini bildiklerini düşünüyorum.

Aracım geliyor. Şoförümün ismi Nadir. Önce beni havaalanına götürüyor. Urgenç'ten Taşkent'e dönüş için biletimi almam lazım. Alanda benden başka kimse olmamasına rağmen işlemler bir saate yakın vakit alıyor. Ben Avrupa'ya işlemler yavaş diye kızardım ama burası daha beter. Çok yavaş hareket ediyorlar her yerde. Çıkışta Nakşibendî türbesine gidene kadar ise Nadir sürekli konuşuyor. Buhara lehçesi daha zor benim için. Semerkant ve Taşkent'te konuşulanları büyük bir kısmını anlıyordum ama burada çok zorlanıyorum. Ben ilk başta bahşişi fazla alabilmek için bana gönüllü rehberlik yaptığını sanıyorum. Çözümü her anlattığına kafa sallayarak, ya da arada şaşırmış veya hoşuma gitmiş gibi tepkiler vererek zaman geçirmeye çalışıyorum. Meğerse bana rehberlik yapmıyormuş, derdi bana bir şeyler satmak. Önce daha uzaktaki bir türbeye sokmaya çalışıyor ama bu gezilere bile vaktim zor yetecek. O olmayınca bu sefer ertesi gün için arabayla şehirde dolaştırma hevesinde. Harita okumayı bilmesem inanacağım ama otelden bir harita satın almıştım zaten. Şehirde en uzak mesafe yirmi dakikalık yürüyüş mesafesinde. Bu da tutmayınca son çare kadın ve uyuşturucu pazarlamak. İhtiyacım olursa ben seni ararım deyip konuyu kapatıyorum.

Otele dönüşte şehirde yön duygumu geliştirmek için bir yürüyüş yapıyorum. Otelim Laybi Havuz diye adlandırılan 16. yüzyılda inşa edilmiş havuzun hemen yakınında bulunuyor. Buraya gelirken şark atmosferini gerçek anlamda yaşayacağımı hayal ediyordum. Hatta kafamda sürekli İsfahan ile kıyaslama yapmaktaydım ama burası İsfahan'ın yanına bile yaklaşamaz. Orası galiba dedikleri gibi dünyanın yarısı. Her ne kadar tarihi doku korunmuş olsa bile etrafta dolaşan binlerce turist ile birlikte ortam bizim Antalya Kale içinin bir benzeri haline gelmiş. Semerkant'ta da çok turist vardı ama şehrin büyük olması yabancıların daha az dikkat çekmesini sağlıyordu. Havuz'un kenarında oturuyorum biraz. Güzel bir yemek yemek kendime getiriyor. Yorgunluğumu attıktan sonra otele dönüp dinleniyorum biraz.

Ertesi sabah rehberin sekiz buçukta gelmesi lazım ama ortalarda yok. Saat dokuza doğru resepsiyona soruyorum nerede rehberim diye ve en sonunda dün gece ve bu sabah'ta otelde gördüğüm gençten bir çocuk geliyor. İsmi Firdevs'miş. Otelden çıkmadan biraz konuşalım diyorum. Bana programı anlaması lazım ama olaya pek hakim değil gibi. Kendisine durumu anlatıyorum. Sonuçta Türkiye'den geldiğim ve meslekten olduğum için bana Fransızlara anlattığı genel İslam bilgilerini anlatmasına gerek yok. Özellikle bana dönemsel yaşamı ve detayları anlatmasını rica ediyorum.

Güne başlayıp Laybi Havuz etrafında bulunan Nadir Bey ve Kukeldaş medreselerini gezmemiz sadece 15 dakika sürüyor. Şaşırdım ve sinirlendim biraz. Bu hızla muhtemelen iki saat içinde tüm program biter. Panoramik şehir turu yapsam bile ben daha çok anlatırdım. Oturtuyorum çocuğu karşıma. Programı bir daha konuşalım, bana bugün ne gezdireceksin bir daha anlat diyorum. Genel bilgiler dışında hiçbir şey bilmediğini söylüyor. Daha bir senelik rehbermiş, genel bilgiler dışında donanımı yokmuş. Durum belli günümü kâbusa çevirecek bu çocuk. Ben sana günün parasını vereyim sen git diyorum. Ben seni üzmeyeyim, sen de günümü rezil etme. Beni tatmin edebilecek bilgileri verme şansı yok ne yazık ki. Çocuk üzülüyor oldukça, parayı kabul etmiyor. İstersen para almadan seninle dolaşayım diyor. Ben olmaz diyorum. Alması gereken paranın yarısını bahşiş olarak verip yolluyorum. Giderken oldukça mahzun duruyor ama vaktim değerli. Kimseyi üzmemek için bugünü harcayamam.

İş başa düşünce bir kitap alıyorum hemen. Harita ve kitap ile beraber şehri dolaşmaya başlıyorum. Bir önceki akşam da haritadan anladığım kadarıyla Buhara kolay bir şehir. Çok rahat yetiyor vaktim şehri gezmeye. Öğlene kadar ki programımda Kallon minaresi ve etrafını geziyorum. 12. yüzyılda inşa edilmiş bir minare zamanında Orta Asya'nın en yüksek minaresiymiş. Yannda Kalon Camii bulunuyor. Caminin girişi normalde ücretli ama ben Türk olduğum için benden para almıyor kapıdaki çocuk. Semerkant'ta her yerde ödemiştim ama Buhara'da daha önce de başıma geldi ücret ödememek. İçeride dolaşıp fotoğraflarımı çektikten sonra minareye çıkan insanlar dikkatimi çekiyorlar. Kapıdaki çocuğa gidip soruyorum bende çıkabilir miyim diye. Beni kenara çekip çaktırmadan minareye çıkan yolun kapısını açıyor. Çıkış ücreti 4,5 YTL. Haliyle devletin kasasına giren parayı almasa da olur ama kendi cebine girecek para da Türk farkı yok. Hatta günün sonunda otelde yukarıya çıkmış başka bir turistin 3 YTL ödediğini de öğreniyorum ama önemli değil.

Minareden baktığım zaman Emir'in yaşadığı Ark diye adlandırılan kalenin harabe halini net bir şekilde görme şansım oldu. Harabe haline gelmiş bu yapıdan şehrin çok güzel panoramik görüntüsü olduğu söylenmekte. Öğleden sonra uğramak istiyorum daha iyi ışık almak için.

Buhara Emirliği zamanında yabancılara uyguladığı sert önlemlerin cezasını çok kanlı bir şekilde ödüyor Kızıl Ordu buraya geldiği zaman. Tarih boyunca buraya gelen gerek Rus, gerekse İngiliz sefirler dahi buranın cezalarından nasiplerini alıyorlar. Hal böyle olunca da batının buradan intikamı da aynı sertlikte oluyor ve Kızıl Ordu emirin sarayını neredeyse tamamen yok edecek şekilde bombalıyor. Emir Afganistan'a kaçıyor o dönemde ve Buhara Halk Cumhuriyeti kuruluyor. O da daha sonra Özbekistan'ın bir parçası haline getiriliyor.

Hanlığın bu kadar uzun bir süre izole kalmasının en önemli nedeni coğrafi konumu. Batı, Kuzey ve Güneyde bozkırlar ve çöllerle çevrili hanlığın Doğusunda ise dağlar bulunmakta. Hanlığın en önemli korkusu ise buraya gelecek orduların çölü geçme yollarını ve su kaynaklarının yerini öğrenmeleri. Bu nedenle de ister seyyah, ister sefir olsun kimsenin bilgileri dışarıya çıkarmasına izin vermemekteler. Hatta kabul etmeye mecbur kaldıklarında uyguladıkları farklı yöntemler de bulunuyor. Mesela Bir Rus sefiri geldiğinde onu şehirden en uzak noktada, bilgi alamayacağı izole bir ortamda konaklatıyorlar. Yaşanmış örneklerden birinde sefirin yanında çalışan Macar kökenli Rus ajanı şehirde üç ay kadar gizlice bilgi topladıktan sonra yakalandığı zaman hemen idama mahkûm edilmiş. Ancak buranın en meşhur infazı iki İngiliz subayı olan Stoddart ve Conolly faciaları batı toplumları için.

Teğmen Stoddart buraya İngiltere Kraliçesi Viktorya'nın temsilcisi olarak gelir. Yalnız yanında getirdiği hediyeler Kraliçe nezdinde değil de Hindistan valisi adına olunca Emir Nasrullah Han bunu kendine hakaret sayar ve elçiyi hapseder. Onu kurtarmak için daha sonra bil elçi daha gönderilince ikisini birden idam ettirir.

Öğlen yemeğim gene havuzun kenarında. Restoranlardan birinin garsonunu sevdim. Güler yüzlü ve iyi servis yapıyor. Ne yazık ki yemek konusunda çok alternatifim yok. Semerkant'ta mantıyı denemiştim. Bizimkine göre çok yavan kalıyor. Özbek pilavı ise çok ağır öğlen için. Şaşlık yemekten de gına geldi artık. En mantıklı yiyecek "samsa". Bizim talaş böreğinin buradaki karşılığı. Öğlen mönüsü için çayla beraber iyi gidiyor.

Öğleden sonra ilk olarak Çar Minor diye adlandırılan yapıya gidiyorum. Tacikçe dört minare demekmiş yapının ismi. Buhara mimarisine göre farklı bir yapı. Hint etkisiyle yapılmış. Günümüzde ise içinde hediyelik eşya dükkânı bulunuyor. Yukarı çıkmak isterseniz ücreti 50 kuruş.

Ark'a geçtiğim zaman bizim İrlandalı çocuklardan biriyle karşılaşıyorum. Taşkent'te biraz oyalandıktan sonra buraya gelmişler ve arkasından Semerkant'a gideceklermiş. Buraya gelen birçok sırt çantalı gibi Hiva'ya gitmiyorlar. Hiva yolu oldukça çetin bir yol. Buradan 5-6 saatlik bir sürede gidiliyor ve oradan Taşkent'e geri dönmek için 20 saatlik bir tren yolculuğunu göze almak lazım. Ben bu nedenle geri dönüşü uçakla yapıyorum. Ama genel backpacker mantığında en ucuza en uzun süre dolaşmak olduğu için çoğu gitmiyorlar. Bence hatalı bir yaklaşım bu. Buraya kadar geldikten sonra 60-70 $ uçak bileti masrafından kaçmak için Hiva'yı görmemek saçma.

Çocuğun ismi Dominik'miş. Beraber bir çayhaneye geçiyoruz ve arkadaşı yanında burada tanıştıkları Alman bir kızla beraber geliyor. Bir saat kadar muhabbet edip akşam yemeği için sözleşiyoruz ve ben şehri dolaşmaya devam ediyorum.

Akşam buluşmamız otelde oluyor. Pelikan isimli bir restoranda yiyeceğiz yemeği. Ben tek başıma bulamayacağımı bildiğim için buluşmayı otelde verdim. Haklıymışız. Şehir dışına doğru yirmi dakika kadar yürüyoruz. Bu bitlilere bazen hayran kalıyorum. Adamlar şehrin neresinde olursa olsun ucuz restoranı buluyorlar. Gerçi bu sefer durum biraz daha farklı. Gitme nedenimiz sadece ucuz olması değilmiş, bu sefer gittiğimiz yer bir pizzacı. İki gündür aynı yerde yiyorlarmış. Öğlen yemeklerini ise Bella Italia isimli başka bir İtalyan lokantasında almışlar.

Pelikan'a vardığımızda başka bir gezgin olan Jan ile karşılaşıyoruz. Üç aydır gezmekteymiş bölgede. Almanya'da estetik cerrahıymış ve hastane değiştireceği dönemde 5 aylık bir boşluk olunca vaktini gezerek değerlendirmeye karar vermiş. Buradan da Türkmenistan'a geçecekmiş arkadaşları ile buluşmaya. Masada Hiva'ya gidecek bir tek ben varım, şüphe etmeye başladım ama gelmeden çok övmüşlerdi Hiva'yı. Geri dönüş yok zaten. Urgenç'ten Taşkent'e uçak biletimi dahi aldım artık.

Bu Makaleye Henüz Yorum Yapılmamış!

Yorum Yaz

Adınız Soyadınız :
Mail Adresiniz :
Web Siteniz(varsa) :
Mesajınız :

Galeri

Borneo Papua küba Meksika Etiyopya Ukrayna Vietnam İskoçya Özbekistan

Tümünü Gör »

 

E-Bülten

Buradan tulgaozan.com bültenine kaydınızı yaptırarak sitenin tüm güncellemelerinden haberdar olabilirsiniz.

Ad Soyad :
E- Mail :
   
 
Canlı Yer İmleri