William Wallace ve Stirling

  • 2000-1-1 BENELUX - PARIS

     Yoğun ama keyifli bir programdır. Avrupa birliğinin merkezini oluşturan beş ülkeden geçilen turda güzergâhın kaçırılmaması gereken en önemli bölg...

Bugünkü programda Stirling şehri var. Esasında pazartesi günü için satın aldığım 5 günlük programına dâhil bir gezi ama haftaya Cuma öğleden sonra Amsterdam’a uçacağım için guruptan ayrılmam gerekecek ve erken döneceğim Edinburg’a.

Sabahtan otelden ayrılıp tren istasyonuna geçiyorum. Girişteki otomatlardan biletimi alıyorum. Gidiş-geliş tren ücreti 11,8 pound. Yolculuk 46 dakika sürüyor ve Stirling şehrine varıyorum. Burası Highland ve Lowland diye tabir edilen kuzey ve güney kısımlar arasındaki en önemli geçiş noktası. Zamanında da en İngilizlerin bölgedeki en önemli karakolları bulunmaktaymış şehirde.

Tabii ki Stirling denince akla ilk gelen isim William Wallace oluyor. İskoçya’nın bağımsızlık mücadelesinin simgesi bu isim. Tabii hikâyesi Cesur Yürek filminden biraz farklı ama genel hatlarıyla benzeştiğini söyleyebiliriz.

13. yy sonlarında İskoçya’nın kralı III. Alexander attan düşüp ölünce dönemin soyluları aralarından hiçbirisinin güçlenmemesi için 4 yaşındaki torunu Margaret’i tahta çıkartırlar ama Norveçli bakire diye anılan kraliçe üç yıl içerisinde ölür. Zamanının İngiltere Kralı “Uzun Bacaklı” Edward ise tahtta hakkı olan John Baliol ve Robert Bruce arasında seçim yaparak John Baliol’u İskoçya kralı seçer. Ancak kral olmasından kısa bir süre sonra John Baliol İngiltere’ye vergi vermekten vazgeçince Edward ordusuyla İskoçya üzerine yürür. Dunbar savaşında yenilgiye uğrayan John önce Londra’da Tower of London’da hapsedilir ve arkasından Fransa’ya sürgüne yollanır.

William Wallace ise genel inanışın aksine soylu bir aileden gelmektedir. Kendisi Stuart soyundandır ve ailesi Kral koruyucusu sıfatındadır. Çocukluğunda bu yüzden hem kılıç dersleri almıştır ve kateşist eğitim alması dolayısıyla da hem Fransızca hem de Latince bilmektedir. Söylentiye göre ise Edward Dunbar savaşını kazandıktan sonra tüm soylulara bağlılık yemini ettirttiği zaman bunu reddeden tek şahsiyettir.

Wallace İngilizleri özellikle babasının ve abisinin öldürülmesinden dolayı hiçbir zaman affedemez. İsyan eder ve kendisiyle inatlaşan iki İngiliz askerini öldürür. Lonark şerifi de kendisini yasadışı ilan edip karısını öldürünce intikam almaya karar verir ve şerifi de öldürür. Başlayan isyan hareketi tüm İskoçya’da destek görür ve arkasından büyük bir Zafer kazandığı Stirling savaşı ile ulusal kahraman olarak ilan edilir.

İskoç tarihi bu konuda türk tarihine benziyor denebilir. Meşhur Türklerin cehennem kuyusu fıkrası benzeri hikâyeler burada hep mevcut olmuş. Birisi öne çıkmaya başlayınca diğerleri hemen aşağıya çekiyor İskoçlarda. Zaten bu ülkedeki Klan mantığı bizim aşiretlerin oldukça benzeri. Wallace ön plana çıkmaya başlayınca diğer soylular memnun olmazlar ve bir sonraki Falkirk savaşında son anda geri çekilerek tuzağa düşürürler. Wallace gene de yakalanmayıp kaçmayı başarınca da Robroystoun’da kendisini bir daha tuzağa düşürüp İngilizlere teslim ederler.

Wallace yargılanır ve güzel bir savunma yapmasına rağmen idama mahkûm edilir. Kendisi vatana ihanetle suçlandığında Kral’a sadakat yemini etmediğini ifade eder ama işe yaramaz. Söylentiye göre ise ölmeden önceki son lafı Özgür İskoçya olmuştur.

Wallace’ın kafası Londra köprüsüne asılıp vücudunun parçaları ülkenin çeşitli eyaletlerine gönderilir. Stirling şehrine yollanan bacak ise halkın yeniden savaşa girişmesini tetikler ve Robert Bruce önderliğinde başlayan ayaklanma 1314 yılında İskoçya’nın bağımsızlığı ile sonuçlanır.

Benim gezdiğim Stirling kalesi Robert Bruce’un torunu tarafından inşa edilmiş. Bruce bu kalenin burada olduğu sürece İngiltere’nin İskoçya için bir tehdit oluşturacağını düşündüğü için temellerine kadar yıktırtmış ve çok daha sonra yeniden inşa edilmiş.

Kaleye gitmek için istasyondan yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş gerekmekte ve girişi 9 pound. Tabii ki Edinburg kalesi kadar etkileyici değil ama gene de görülmeye değer. Alınan bilete rehberli gezi de dâhil.

Kale dönüşü şehri dolaşmaya iniyorum. Ufak ama sevimli bir şehir. Gelirken USB kablomu unuttuğum için yeni kablo almak zorunda kalıyorum ve verdiğim 10 pound içimi acıtıyor. Bu ülke gerçekten pahalı. Yemeklerde de ortalamayı tutturmak için öğlen yemeklerini sandviç ile geçiştirmeye başladım. Bir yerde oturup yemek yemek 15 pound’un altında olmuyor. 6 Temmuza kadar dolaşacaksam bütçemi dengelemek zorundayım.

Kaleden Wallace anıtı görünmekteydi. Mesafe oldukça uzun ve arada görülecek fazla bir şey bulunmamakta. Her şeyi en ucuza getirmek mantığında yürürsem gereksiz olacak. Merkezden 3,5 pound karşılığında gidiş dönüş bilet alıyorum ve otobüsle gidiyorum.

Anıta vardığımda verdiğim kararın doğruluğu ortaya çıkıyor. Otobüs durağından dahi park girişine 15 dakikalık bir tırmanış var. Parkın girişi 6,5 pound. Buna audio guide ücreti de dâhil. İçeri girdikten sonra ise 25 dakika daha tırmanılıyor ve kuleye çıkmak için dar bir merdivenden 300den fazla basamak çıkılıyor. Buraya yürüyerek gelseydim biterdim herhalde.

İskoçya’nın bağımsız olduğu dönem oldukça kısa esasında. 1314 yılında kazanılan bağımsızlık 1329 yılında Bruce’un ölümü ile yeniden başlayan savaş döneminde belli bir dönem daha gitse de hep İngilizlerin baskısı olduğu söylenebilir. Fransız Devrimi ile başlayan süreçte ise İskoçlar yeniden bağımsızlık sürecine girmeye çalışıyorlar. O dönemin gençleri tarihte yaptıkları araştırmalarda Wallace’ın ismini bulup yeniden bir simge haline getirmeye çalışıyorlar. Ancak bu hayaller uzun sürmüyor. Waterloo savaşında Napoleon’u yenilgiye uğratıp sonra gizlice infaz eden İngilizler dünyanın tek hakimi olduklarını kanıtlıyorlar ve İskoçya’nın da hayallerinin sonu geliyor. Ancak araya giren iş adamları ile birlikte orta yol bulunuyor ve Şehir yakınlarında en yüksek tepenin üzerine bu anıt inşa ediliyor. Ne hikmetse William Wallace’ın kılıcının yüzyıllardır Dunbar kalesinde de saklandığı öğreniliyor ve İskoçlar biz geçmişte nasıl yenmiştik İngilizleri diye gururlanmaya devam ediyorlar. Tabii ki İskoçya Birleşik Krallığın bir parçası…

Şehre geri dönüşüm akşamüstü. Otelde biraz dinlendikten sonra Grass Market’e gidip biraz eğlenmek istiyorum. Hostel ahalisini birbirine ısındırmak için herkesi toplayıp barlarda dolaştırdıkları bir aktivite var ismi de “Pub Crawl”. Bana bu kadar sosyalleşme yeter diyorum. Gerçi benim gibi asosyal insanları birbiriyle tanıştırmak için mantıklı bir fikir. Ama ben tek başıma çıkıp kendi başıma publara girip çıkıyorum. Viskinin memleketine geldik tabii ki çok ucuz. Glenfiddich 2,75 pound. Her şeyin çok pahalı olduğu bu ülkede en ucuz şey içki herhalde, bu fiyata İstanbul’da bira içemem.

Bu Makaleye Henüz Yorum Yapılmamış!

Yorum Yaz

Adınız Soyadınız :
Mail Adresiniz :
Web Siteniz(varsa) :
Mesajınız :

Galeri

Brüksel, Brugge Köln, Cochem, St. Goar ve Ren nehri Luxembourg Eilean Şatosu, Oban, Fort William Kraliçe Elisabeth, Holyroodhouse ve Roslyn Şapeli Skye Adası Stirling Dunkeld, Pitlochry, Loch Ness, Inverness Glasgow

Tümünü Gör »

 

E-Bülten

Buradan tulgaozan.com bültenine kaydınızı yaptırarak sitenin tüm güncellemelerinden haberdar olabilirsiniz.

Ad Soyad :
E- Mail :
   
 
Canlı Yer İmleri