YoÄŸun ama keyifli bir programdır. Avrupa birliÄŸinin merkezini oluÅŸturan beÅŸ ülkeden geçilen turda güzergâhın kaçırılmaması gereken en önemli bölg...
Etiketler: Kharram Abad, Hamadan, Kartal Yuvası Alamut, İran
Bu sabah uyandığımda heyecan hissetmeye baÅŸladım gene. Bugün seyahatin en önemli günlerinden birisi olacak. İran'a gelirken hayalini kurduÄŸum iki yerden biri İsfahan'dı, diÄŸeri de Alamut kalesi. Hassan Sabbah lise dönemlerinden beri ilgilendiÄŸim bir karakter. Hem Selçukluları, hem de haçlıları dize getirmiÅŸ ve iki yüzyıl boyunca orta doÄŸunun en önemli oyuncularından birisi olmuÅŸ bir tarikatın kurucusu. Fransızcadaki "Assasin" sözcüÄŸünün kelime kökünü oluÅŸturan ve dünyanın Marco Polo'nun kötü tasvirleri nedeniyle "HaÅŸhaÅŸiyun" diye tanıdığı tarikatın merkezine gidiyorum. Lise arkadaşım Efe Ceylan geliyor aklıma sürekli. Onunla beraber saatlerce tartışırdık bu dönemleri. Muhtemelen çok isterdi burada olmak.
Otelden çıkışımızda ilk olarak ÅŸehrin kalesine gidiyoruz. Flak-o-falak isimli bir kale bu. Bize de Farsçadan geçen felek kelimesinin anlamını kader olarak biliyordum. Ama sema veya gökyüzü diye bir anlamı daha varmış. Kalenin ismi de semaların seması gibi bir anlam ifade ediyor. Esasında çok yüksekte deÄŸil, surlar sadece 40m yükseklikten baÅŸlıyorlar. EÄŸer yol üzerinde olmasa gelmezdim buraya ama geldikten sonra görmek istiyorum haliyle.
Åžehir çıkışında Hamadan ÅŸehrine kadar yolumuz üç saat. Tabii gene kamyonlara yakalanınca dört saati buluyor ulaÅŸmamız. Hamadan İran turizminin en önemli merkezlerinden birisi. Ülke içi seyahat eden İranlılar İsfahan ve Åžiraz'dan sonra en çok bu ÅŸehre gelmektelermiÅŸ. Bunun da nedeni Ali Sadr maÄŸaraları. Ben ise ÅŸehre geldiÄŸimde daha çok yeni olsa da İbn Sina'nın anıt mezarını görmeyi tercih ediyorum. Daha önce de bahsettiÄŸim gibi iki kültür arasında paylaşılamayan bir karakter İbn Sina. Esasında kendisi Özbek ama hayatını İran'da geçirmiÅŸ. Günümüzdeki yapı 1954 yılında inÅŸa edilmiÅŸ. Cüneyt'in memleketinde gördüÄŸümüz Mil-e Gonbad kulesinden etkilenerek yapılmış. Nedeni ise İbni Sina'nın yaÅŸadığı dönemden kalan tek eserin bu olması.
Anıt mezar çıkışında maÄŸaraları pas geçip gitmek istiyorum ama Cüneyt çok hevesli. Bu bölgelere kendisi de ilk defa geliyor, ben de kendisini kırmayarak maÄŸaralara gidiyorum. 2. jeolojik dönemden kalma oluÅŸumlar. Yani yaklaşık 136 milyon yıllık. Park alanına girdiÄŸinizde çok fazla bungalov ve çadır görüyorsunuz. İranlı gelenlerin hepsi. MaÄŸaralarda deniz bisikletinin çektiÄŸi kayıklarla seyahat ediliyor gölün içinde. Kötü bir yer deÄŸil ama benim aklım Alamut'ta. Gezi yaklaşık üç saat sürüyor. Yarım saate yakın bir tekne gezisinin arkasından maÄŸaranın içinde yarım saatlik bir yürüyüÅŸ ve aynı yolun tekneyle dönülmesi. Bizim vakit çok azalınca yürüyüÅŸ kısmını atlayıp daha çabuk çıkıyoruz. Burası bence özellikle gelinmesi gereken bir yer deÄŸil ama yolunuz düÅŸerse görülmeli.
Çıkışta kendimize yolda yemek için sandviç alıp hemen yola koyuluyoruz. Alamut'a kadar çok yolumuz var. Kazvin ÅŸehrine kadar üç saat, ertesinde de Hassan Sabbah'ın kalesi Gazor Han'a 106kmlik yolu üç saatte geçeceÄŸiz. Kazvin'e kadar yol düzgün. DaÄŸlardan ÅŸimdilik kurtulduk ama ÅŸehir çıkışında gene gireceÄŸiz daÄŸlık araziye. Benim esas korktuÄŸum ise yol tabelası olmaması. Åžu ana kadar geldiÄŸimiz yollarda en önemli eksikliklerden biriydi. Özellikle Yazd'a giderken çok zorlanmıştık.
Kazvin gezisi yarına kaldı. Saat yedi buçuÄŸu geçti. Cüneyt çok iyi bir yol arkadaşı, hiç mızmızlanmıyor. Hatta gece yol alıp Alamut'ta yatmayı da o teklif etti. Bizim için güzel macera olacak. Kalacak yer dahi gözükmüyor kitapta. Åžehir çıkışında durduÄŸumuz market bizi geri döndürmek için uÄŸraşıyor. Yol tehlikeli gitmeyin bende misafir oluyor diyor adam Cüneyt'e. İnanılmaz bir misafirperverlik anlayışı var bu ülkede. Cüneyt ben daÄŸ yollarına alışkınım diyerek teÅŸekkür ediyor ve çay için sıcak su aldıktan sonra yola devam ediyoruz.
Kendimi çok ÅŸanslı hissediyorum bu seyahatte. Gelmeden hiç planlamamış olmama karşın tam dolunayın olduÄŸu gece Alamut'a gidiyorum. GeçtiÄŸimiz yol oldukça tehlikeli. Bolivya'daki "Death Road" geldi aklıma. Bazı yerlerde asfalt dahi yok, çok sert virajlar var. Daha da heyecan veriyor bu yol bana. Kilometrelerce ışık yok. Birisi yolumuzu kesse kimsenin ruhu duymaz. Gerçi bu bölgelerde hiç suç iÅŸlenmiyor neredeyse. İran çok güvenli sayılabilecek bir ülke. Sadece güney taraflarındaki çöllerde dikkat etmek gerekiyor. Afganistan'dan gelen uyuÅŸturucu tacirleri oralarda tehlike yaratıyorlarmış.
Yolumuzun yarısında bir yemek molası veriyoruz. Bir köyde durup gözümüze kestirdiÄŸimiz bir kebapçıya giriyoruz. Daha giriÅŸten kanımız ısınıyor adama. İsmi Yahya. Tahmin ediyor kaleye gittiÄŸimizi. Konu Hassan Sabbah'tan açılıyor. Kendisinin fikrini sorduÄŸumuzda hem hoÅŸuna gidiyor, hem de ÅŸaşırıyor. Arada geçen gezginler olurmuÅŸ ama ilk defa fikrini soran biz olmuÅŸuz. Biz yemeÄŸimizi yerken yanımıza geliyor. Konferans verir edasıyla bize bildiklerini anlatıyor. Gerçi bilgisi az, benden birçok yeni bilgi ediniyor ama gene de bize yol göstermenin maÄŸrurluÄŸu var Yahya'da. Yemekten sonra çayımız ve nargilemizi içip yarına tekrar görüÅŸmek üzere sözleÅŸiyoruz.
Alamut'a varmadan önceki son kilometreler yolun en karanlık bölümü oluyor. Alamut ölün daÄŸları anlamına geliyor. Bu isim tarikatın yerleÅŸmesinden sonra konulmuÅŸ. Hassan Sabbah kalesini bir sığır derisi karşılığında aldıktan sonra buraya yerleÅŸmiÅŸ ve dünya tarihinde unutulmaz bir iz bırakmış. Cüneyt bu seyahate çıkmadan önce bilmiyormuÅŸ burayı. Sadece dünyadaki ilk teröristin İranlı olduÄŸunu duymuÅŸ ve ben anlattıkça o da heyecanlanıyor.
Kaleye varmamız gece biri buldu. Karşı tarafta iki tane ev var kapısına otel yazdıkları. Biri tamamen dolu, diÄŸeri ise bize bir oda ve döÅŸek veriyor. Cüneyt dinlenmeye gidiyor. Ben ise makinemi ve tripodumu alıp çıkıyorum. FotoÄŸraflar istediÄŸim gibi olmuyor. Dolunay var ama kaleyle beraber kadraja sokamıyorum ama gözün gördüÄŸü manzara inanılmaz. Biraz oturup sigara içerek kaleye bakıyorum. Garip bir mutluluk var içimde. Mistik bir yer burası. Tüm yaptığım kilometreler taçlandırılmış gibi geliyor bana. Bir ara kaleye çıkmaya niyetleniyorum ama cesaret edemiyorum. Biraz daha cesaretim olsa yukarıda yatmak isterdim gece ama etrafta öldürücü bir sessizlik var. Tehlike olmadığını bilsem de yapamıyorum. Biraz daha sessizliÄŸi dinleyip odama dönüyorum sabah erken kalkmak lazım.
![]() |
|||||
|
|||||
| Galerinin Tüm Resimlerini Görmek İçin Tıklayın! |
Buradan tulgaozan.com bültenine kaydınızı yaptırarak sitenin tüm güncellemelerinden haberdar olabilirsiniz.

