YoÄŸun ama keyifli bir programdır. Avrupa birliÄŸinin merkezini oluÅŸturan beÅŸ ülkeden geçilen turda güzergâhın kaçırılmaması gereken en önemli bölg...
Etiketler: Alamut, Kazvin, Hassan Sabah, HaÅŸhaÅŸiyun
Sabah saat dahi çalmadan yedi gibi uyanıyorum. Yarım saat kadar Cüneyt'i uayndırmaya çalışsam da çok yorgun. Yukarıda buluÅŸmak için sözleÅŸiyoruz ve ben tırmanmaya baÅŸlıyorum. Yolda insanın içinden sadece saygı duymak geliyor. İlk olarak Hülagü Han ve askerlerine. MoÄŸol hükündarı iki yüzyıllık bir tehdit yaratan bu tarikatı yok eden ÅŸahsiyet. Yolu Peru'daki Machu Picchu gibi zor ve çetin. Buraya kadar gelmesi ayrı, sadece kaleyi görmek bile vazgeçmek için yeterli. Keza benden sonra gelen Cüneyt dahi yarı yolda vazgeçip beni arabada beklemiÅŸ. Her ne kadar içeriden yardım almış olsa da bu kaleyi fethetmek o zamanın ÅŸartları ile imkansız gerçekten. Tarikatın bu kadar yıl dayanmasına ÅŸaşırmamak lazım.
İkinci hayret edilecek nokta ise Hassan Sabbah'ın burayı bulması ve kimsenin dikkatini çekmeden yerleÅŸmeyi baÅŸarması. Kendisi "DaÄŸların YaÅŸlı Adamı" diye adlandırılıyor. Hem kendisinin hem de yaÅŸça hayli ileri olan "Dai" lerin ( tarikattaki en üst derece) her gün bu yolu geçtiklerini düÅŸünüyorum. Ben çıkana kadar üç mola verdim. Dik ve dar merdivenlerden tehlikeli bir çıkış var ama yol kenarına korkuluk yapmışlar ÅŸansıma. Yoksa daha önceki tecrübelerimden hatırlıyorum, çıkmakta sorun yok ama iniÅŸ bazen kabus olabiliyor. Ama ne olursa olsun kalenin tepesine çıkmam lazım.
Alamut'un tepesine çıktığım an herhalde hayatımdaki özel anlardan biri olacak. İran diyince hep burası gelirdi aklıma. Farklı bir enerjisi var bu tepenin. Yukarıdan dünyaya baktığınızda kendinizi herÅŸeyin hakimi olarak görüyorsunuz. TaÅŸların üzerinde yürürken hep burada yaÅŸanan hikayeler geldi aklıma. İnsanların anıları, zorlu bir eÄŸitim süreci ve koÅŸulsuz teslimiyet. Bu kalede bulunup da teslim olmamak elde deÄŸil herhalde. Hassan Sabbah dönemde insan algısını en iyi bir ÅŸekilde kullanmayı baÅŸarmış bir deha bence.
Kale restorasyona girmiÅŸ durumda. Açıkçası biraz ÅŸaşırdım. İran hükümeti turizm'den hiçbir gelir elde etmeye çalışmayan bir hükümet. Hatta ülkenin turist çekmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar denebilir ve aynı zamanda burası ülkede pek tasvip edilmeyen bir yer. Åžu ana kadar kiminle konuÅŸtuysam ya çok az tanıyor, ya da kınıyor tarikatı. Okullarda da menfi bilgiler verilmekteymiÅŸ burası hakkında. Tadilatın ne ÅŸekilde yapılacağıını bilemiyorum. Muhtemelen orjinaline baÄŸlı kalacaklardır. BittiÄŸi zaman en önemli ilgi merkezlerinden biri olacaktır. Hemen ev ve arsa fiyatlarını sormaya baÅŸladım. Komik denecek rakamlar. Hostel yapılsa herhalde iyi iÅŸ yapar gelecekte...
AÅŸağıya iniÅŸin en zor kısmı arabaya ulaÅŸmadan önceki son elli metre oldu. Vücudumda takat kalmamış durumda. Ayaklarım titriyor ve her an yıkılabilirim. Birde üstüne üstlük ne akla hizmetse bir sürü gereksiz çanta ile çıktım yukarı. FotoÄŸraf makinesi ve tripod gerekliydi ama sabah mahmurluÄŸu olacak diz üstü bilgisayarın bulunduÄŸu çantayı bile almışım heyecanla. Ne olursa olsun deÄŸerdi. Yukarıda geçirdiÄŸim yarım saat unutulmaz oldu benim için.
EÅŸyaları araca bırakıp hayratta elimi, yüzümü yıkıyorum. Ülkede ÅŸehirler dahil her yerde hayratlar var. Çok kolaylaÅŸtırıyor bu sıcakta gezmeyi. Yola çıkıyoruz ama açlıktan midem kazınnıyor. Dün akÅŸam durduÄŸumuz Yahya abinin restoranına kadar zor dayanıyorum. Adam merakla bizi beklemekte. Esasında kebapçı ama bize bal-kaymak ve yumurta hazırlıyor. YemeÄŸimizi yiyip çayımı içtiktan sonra bir süprizle karşılaşıyorum. Bizim geleceÄŸimizi bildiÄŸinden bir defter satın almış. Hislerimi yazmamı istiyor. Bundan sonra gelenlerden de anılarını yazmalarını isteyecekmiÅŸ.
Yolumuzun devamında Kazvin ÅŸehrine varıyoruz. İsfahan'dan önceki baÅŸkent burası. İlk olarak Tahmashb döneminde baÅŸkent olmuÅŸ ama pek uÄŸurlu gelmemiÅŸ. Bir sene sonra Yavuz'un tahta geçmesiyle beraber Osmanlı'nın gazabına uÄŸruyorlar. Günümüzde ise çok fazla bir yapı kalmamış Kazvin'de. Halı dokumacılığı, üzümleri ve homoseksüelleri ile ünlüymüÅŸ. Üzümleri dünden beri tadıyorum, burada çay yanında vermekteler ikram olarak. Bizim İzmir üzümleri gibi çekirdeksiz. Halıcılık çok ilgimi çekmiyor, yeterince gördüm hayatım boyunca. Son özelliÄŸi ise bence abartılı bir hikaye. Hem Cüneyt'in söylediÄŸi, hem de kitapta yazdığına göre cüzdan düÅŸtüÄŸünde eÄŸilip alınmaması gerekmiÅŸ bu ÅŸehirde. Ben de Mısır'ın Edfu veya Esna ÅŸehirleri gibi manzaralar bekliyorum. Halbuki modern bir ÅŸehir ve özellikle kızları İran'da gördüÄŸüm en güzellerden.
Åžehirde fotoÄŸraflarımı çektikten sonra Tahran'a hareket ediyoruz. Eve gidip eÅŸyalarımızı bırakıp Tahran'a inmek planımız. Yolda Cüneyt'in komÅŸusu, gene turizmci olan Muhammed arıyor. Eve gitmeden onu almak için kızkardeÅŸinin evine gidiyoruz ama orada yeni bir sürpriz var. Hazırlık yapılmış bizi bekliyorlarmış. Cüneyt'in de haberi yok. Bizim Cenk'i tanıdıkları için beni davet etmek istemiÅŸler. Çok şık, modern bir evleri var. İnsanların hayalindeki İran ile burası gerçekten farklı. Gene İran mutfağından "Fesencan" isimli bir tavuk yemeÄŸi yiyoruz. Muhammed ile Alamut üzerine ve İran üzerine konuÅŸuyorum. Alamut kalesi bitirme teziymiÅŸ Muhammed'in.
Evden çıktığımızda Cüneyt'in abisi arıyor. Bu hafta izni varmış ve bizim yaptığımız turu ailesiyle yapmaya karar vermiÅŸler. Tahran'a geliyorlar. Muhammed çok rahatsız oluyor. Benim için hiç sorun deÄŸil otele gitmek. Hemen kitaptan buluyorum bir iki alternatif. Abisi eve geldiÄŸinde harita üzerinde çalışıyoruz. Ben de iyi öÄŸrenmiÅŸim yolları. Cüneyt'le beraber fikir sunabiliyorum. En uygun yol programı çizildikten sonra ben otele gitmek üzere ayrılacağım. O esnada Cherie arıyor ve durumu öÄŸrenince Cüneyt ve beni evine davet ediyor. Türkiye'de dahi herkesden beklenmeyecek bir olay. Ailesi bu konuda hiçbir ters tepki göstermemiÅŸ.
Eve gittiÄŸimizde Cherie, ablası ve kardeÅŸi Muhammed Rıza var. Biraz muhabbet ediyoruz ve ben fotoÄŸrafları tasnif etmeye çalışıyorum. Bana hemen duÅŸ almam için ısrar ediyorlar, ben ise iÅŸimi bitirmeden bilgisayar başından kalkmaya taraftar deÄŸilim ve ısrarı anlamıyorum. Tam iÅŸim bittiÄŸinde ise bu sefer elektrik kesiliyor. Ben ÅŸanssızlık diye üzülürken gülümsüyorlar. MeÄŸerse her akÅŸam bu saatte kesilirmiÅŸ elektrik. ABD'den propaganda yayınlarının olduÄŸu saatmiÅŸ. Çanak antenden yayınları alamasınlar diye böyle bir çözüm üretiliyormuÅŸ ülkede. Laf dinlemeyerek hak ettim başıma gelenleri. Ancak Cherie bir gaz lambası ile olayı çözüyor ve duÅŸ alıp kendime geliyorum.
Gecenin ilerleyen vakitlerinde Cüneyt ile beraber tekrar çıkıyoruz. Mecit Åžiraz'dan gelecek ve biz de onu havaalanında karşılıyacağız. Buradaki evine talip çıkmış ve kiralayacak. Benim için de don olarak gecesini görme fırsatı oluyor Tahran'ın. Eve döndüÄŸümüzde saat iki. Bu sefer önemli deÄŸil. Turu bitirmiÅŸ durumdayım. İnanılmaz bir rahatlama var. Yarın sabah erken kalkmak zorunda olmamak güzel bir duygu.
![]() |
|||||
|
|||||
| Galerinin Tüm Resimlerini Görmek İçin Tıklayın! |
Buradan tulgaozan.com bültenine kaydınızı yaptırarak sitenin tüm güncellemelerinden haberdar olabilirsiniz.

